Beslenmede Kartopu Etkisi – Ya Hep Ya Hiç Kuralı

Hayatta biriktirdiğimiz küçük mutluluklar kar topu gibi biraraya gelip kocaman mutlulukları oluşturuyor.


Hayatta biriktirdiğimiz küçük mutluluklar kar topu gibi biraraya gelip kocaman mutlulukları oluşturuyor. Tıpkı beslenmede oluşturduğumuz küçük alışkanlıkların, güzel değişimlere sebep olduğu gibi. Örneğin sadece su alışkanlığınızı düzenleyerek yılda 5 kg verebildiğinizi ya da haftanın 3 günü 30 dakika yürüyüş yaparak sıkılaşabileceğinizi biliyor musunuz?

Beslenme ve hayat arasında sık sık benzerlikler kuruyoruz. Çünkü beslenme durumumuz,hayatımızın her alanını etkiliyor. Bazen de tam tersi oluyor; yaşam tarzımız yeme düzenimizi belirliyor. Aslında çoğu zaman küçücük bir kar topundan kocaman bir kardan adam yapmak mümkün. Yeter ki ilk adımı atalım. Fakat dikkatli olmak lazım; alışkanlıklarımızı takıntı haline getirirsek kardan adam yapalım derken kocaman bir çığ yaratabiliriz ve bu çığ bize zarar verebilir. Yani, hayatta da olduğu gibi beslenmede de dengeyi korumalı ve içinde bulunduğumuz durumu abartmamalıyız.

Dönem dönem çok sağlıklı beslenip, dönem dönem fazla miktarda zararlı besinleri tüketiyor

olabilirsiniz. Bazen maalesef uçlarda yaşıyoruz. Örneğin önümüzde bir pasta var. ‘’Ya hepsini yerim, ya da bir lokma bile almam’’ bu cümle size tanıdık geliyor mu? Bazen haftanın 7 günüspor yapıp, bazen de haftalarca yerinizden kalkmama isteğiniz oluyor mu? İşte bu duruma ‘’Ya hep ya hiç kuralı’’ diyoruz. Vücudumuza da, ruhumuza da iyi gelmeyen bir durumdanbahsediyoruz, maalesef.

Oysa her zaman farklı bir seçenek var. Kocaman yuvarlak bir pastanın tamamını yemek ya da 1 lokma bile almamak yerine, küçük bir dilim yiyebiliriz. Haftanın her günü spor yapmak yada hiç yapmamak yerine, bir gün yapıp bir gün dinlenerek haftada 3-4 gün spor ile orta yolu bulabiliriz.

Beslenme ile başlayan bu durum, hayatınızın her alanına farketmeden yayılıyor olabilir. Örneğin, bazen arkadaşlarınızla çok sık görüşüp, bazen hiç birinin aramalarına dönmüyor ve görüşmüyor olabilirsiniz. İşlerinize de yansıyan bu durumun etkisi ile, bazen işkolik derecesinde çalışıp, bazen de işlerinizi biriktiriyor olabilirsiniz. Belki, evde de biriken bulaşıklar ve çamaşırlarla uğraşıyor olabilirsiniz. Bir süre sonra, bu tablo içinde kaybolduğunuzu ve hiçbir şeye yetişemediğinizifarkedersiniz. Sonuç olarak psikolojik yansımaları da gözlemlemeye başlarsınız. Bazen çok mutlu,bazen de çok mutsuz olabilirsiniz, ki en tehlikelisi de budur.

Özellikle diyet sürecindeyken, diyetinizin bir lokma bile dışına çıkmamak sizi ilk başlarda mutlu edebilir. Ancak bir kişinin 3 ay boyunca hiç kaçamak yapmadan ve sevdiği besinlerden bir lokma bile yemeden devam etmesi oldukça güçtür. Bu şekilde geçirilen 3 ayın sonunda, sevilen besinlere olan özlem ile birlikte yeme atakları görülebilir ve kişi bir anda yüksek kalorili ve zararlıiçerikli besinleri fazla miktarda tüketebilir. Böyle durumlarda, kişi hayatının çoğunu diyet yaparak geçirdiğini söyleyebilir. Çünkü; dikkat ettiği dönemlerde kilo verip, sonrasında hızla kilo alması kaçınılmazdır.

ÇÖZÜM NEDİR?

İlk çözüm, planlı olmaktır. Yapacaklarınızı ve yapmayacaklarınızı planladığınızda hayatınızda konforu yakalamış olursunuz. Örneğin; haftada 3 saat spor yapacağım, haftada 5 saat kendime ayıracağım, haftada 2 saat evimi toparlayıp temizleyeceğim, haftada 4 saat işlerimle ekstra ilgileneceğim yada haftada 8 saat arkadaşlarıma zaman ayıracağım gibi planlamalar yaparsanız; ya hep ya hiç tuzağına düşmemiş olursunuz.

İkinci çözüm, dengeyi kurabilmektir. Beslenmede ‘denge’ esas sihirdir. Belki, haftada 1 öğün yiyeceğiniz bir pizza ya da 1 porsiyon tatlı size mutluluk vereceği için ve özgür hissettirdiği için, 3 ayın sonunda yeme ataklarınız ve tatlı krizleriniz olmayacak. Çünkü; her hafta 1 kez bile olsa hayalini kurduğunuz ve sevdiğiniz bir besini rahatlıkla tüketebileceksiniz. Bazen, tüketebilmehakkınız olduğunu bildiğiniz için canınız bile istemeyecek. İlk 21 gün disiplinli olma konusunu hep destekliyorum biliyorsunuz, ancak 21 gün düzenli uyguladıktan sonra haftada 1 kez güzel birkaçamak yapmak kilo vermenizi engellemez yada yavaşlatmaz.

Sürekli olarak sağlıksız besinleri tüketmek zararlı olduğu gibi, sağlıklı beslenmeyi bir takıntı haline getirmek ve sosyal ortamdan uzaklaşmak dengeli bir davranış değildir. Her besinin kalorisini hesaplamak, yanınızda yemek taşımak, dışarıdan hiçbir şey yememek, sırf kalorili beslenmemek adına arkadaşlarla buluşmamak, sürekli tartılmak, başkalarının kilosuna dikkat etmek ve sorgulamak gibi davranışlar ilerleyerek yeme bozukluğu dediğimiz problemlere yol açabilmektedir. Aman dikkat! Sağlıklı olalım derken, sağlığımızdan olmayalım.

YEME BOZUKLUKLARI

Yeme bozuklukları; kişinin yeme davranışı ve sonrasında gelişen alışkanlıklarının genel ruhsal halini etkileme durumudur. Aşırı yemek yemek, tıkanırcasına yemek, hiçbir şey yememek, yediğien ufak bir besinin kilo aldıracağına inanmak, kendini olduğundan çok daha kilolu görmek, sürekli yediklerinin kalorisini hesaplamak, yediklerini kusarak çıkarma isteği, yemek yedikten sonra aşırı pişmanlık, etrafındaki insanların kilosuyla kendi kilosunu karşılaştırmak ve dahaanlatacağım bir çok farklı şekillerde kendini belli edebilir. Bu belirtilere göre farklı tanımlara ayırıyoruz, şimdi sizlere anlatacağım.

ANOREKSİYA NERVOZA

Anoreksiya Nervoza tanımlamasına giren kişiler, olmaları gereken sağlıklı kilo aralığının çokaltında olmalarına rağmen, zayıf olduklarını kabullenmeyerek kendilerini “kilolu” olarak görürler. Kilo almaktan aşırı derecede korkarlar. Bir süre sonra, kendilerini aç bırakmadurumundan dolayı sağlık problemleri ortaya çıkabilir. Bazen, bütün bir gün sadece 1 adet meyve ile günü tamamlamaya çalışabilirler. En kötüsü, yeme ile ilgili oluşan bu rahatsızlığınsinsice ilerlemesi ve kişinin bunu kabullenmemesidir. Zamanla etrafındaki insanların kilosu ile kendini karşılaştırmaya başlayabilir. Etrafındakileri çok daha zayıf, kendini ise çok daha kilolu gibi görebilir. Yeme bozukluğuna bağlı olarak, saç dökülmesi, tırnaklarda kırılma, cilt kuruluğu, kabızlık, halsizlik, yorgunluk, sinirlilik hali, endişe, odaklanamama, depresyon hali ve kadınlardaadet görememe gibi rahatsızlıklarla karşılaşma ihtimalleri yüksektir. Yaş aralığı olarak 13-19 yaş aralığında görülme sıklığı fazladır.

Halk arasında “manken hastalığı” diye bilinen bu durumun sebebi, çoğunlukla fiziksel kaygılar,

dış görünüşe gereğinden fazla önem verilmesi ve sosyal medya kaynaklı olabilmektedir.

Televizyon, internet, dergi ve gazetelerde her gün gördüğümüz ünlüler, mankenler, modeller veoyuncuların, “çok zayıf”, “sıfır beden”, “çok ince” gibi söylemlerle anılmaları ve çok zayıf olmak sanki çok iyi bir durummuş gibi yansıtılmasıyla birlikte, kişiler bu duruma özenmekte ve etkilenmektedirler. Sosyal medya dışında, mağazalarda da beden algısının değişmesi, önceden“36 beden” kadınlarda en küçük kıyafet bedeni iken, şu anda “34 beden” ve “32 beden”ürünlerin üretimi ya da daha önceden “Small” en küçük bedenken şu anda herkesin “XSmall”hatta “XXSmall”kıyafetlere sığma çabası da beden algısında olumsuz bir değişime sebepolmuştur.

Hiç kimse aynı beden ölçüsüne sahip olmak zorunda değil, bu bir!
Çok zayıf olmak, çok güzel olmak demek değildir! Bu iki!
Önemli olan, dış görünüş değil, kendimizi iyi hissetmek ve sağlıklı olmaktır! Bu da üç!

Öncelikle, yapılması gereken erken aşamada kişinin bu durumu farketmesi ve en yakınlarıyla bu durumu paylaşmasıdır. Kişi, bunu farkedemiyorsa ailelerin ve etrafındakilerin bu konuda hassasolmaları ve iyi gözlem yapmaları gerekmektedir. Yasaklar ve zorlamalar olmadan, en erkenaşamada mutlaka bir diyetisyen ve bir psikolog eşliğinde çalışılmalıdır. Özellikle bu konuya dikkat edin, ilerlemesini beklemek çok büyük hata olur. Bu konuda, tek başına diyetisyen ya da tek başına psikolog yeterli olmaz. Mutlaka multidisipliner bir yaklaşım ile çalışılmalıdır.

Zayıf olmak ve güzel olmak arasındaki bağlantıyı aklınızdan silin. Güzellik; konuşmayla,gülümsemeyle, hareketle, edayla, kibarlıkla, içtenlikle olur. Güzellik; kiloyla, saçla, makyajla,kıyafetle olmaz, olmamalı. Böyle bir güzellik, kıymetli değildir. Tabi ki, kendinizi iyi, güzel, sağlıklıve fit hissetmek ve görmek hayatınızı olumlu anlamda etkileyecektir. Ancak, birilerini örnek alarak ya da çok zayıf olarak, bu güzelliğe ve mutluluğa ulaşamazsınız. Sizi gerçekten seven insanlar, zayıf olduğunuz için değil, sizi “siz” olduğunuz için ve olduğunuz gibi sevenlerdir.

Ben ideal kilosunda ve yağ oranında olan bir diyetisyenim, ancak asla çok “zayıf” olmadım. 34 beden ya da 32 beden hiç giymedim ve hiç ihtiyaç duymadım. Kendimi bu şekilde sağlıklı ve iyi hissediyorum, bu bana yetiyor. Aynı kiloda olsak bile, herkesin farklı vücut yapısı olduğunukabullenmeliyiz. Belim ince ama bacaklarım belime oranla daha kalın. Yüzüm yuvarlak ve kilo alsam da versem de yüzüm değişmiyor. Kendimi böyle seviyorum ve mutluyum. Çünkü, biliyorum ki ben bir bedenden daha fazlasıyım. Kusursuz değiliz hiçbirimiz ve güzel olan da bu zaten. Hepimizin kusur gibi gördüğü farklılıkları ve güzellikleri var.

BULİMİA NERVOZA

Bulimia Nervoza tanımlamasına giren kişiler, genelde ortalama ağırlığa sahip kişilerdir, yani çokzayıf ya da çok kilolu olmazlar. Dönem dönem aşırı yemek yeme ve sonrasında bundan pişmanolup sonrasında aç kalma, kendini zorlayarak kusma, aşırı spor yapma, laksatif ya da diüretik kullanarak boşaltım sistemini hızlandırma gibi yanlış yöntemlerle telafi etmeye çalışırlar. Genel olarak bu davranışları gizli gizli yaparlar ve bu bir kısır döngü halini alır. Genellikle bu kişilerde“ya hep ya hiç” kuralı vardır. “Ya hepsini yerim, ya da bir lokma bile yemem” şeklinde cümleler kurabilirler. Diyet yaptıkları dönemde, kendilerini aşırı sıktıkları için ve bir lokma bile diyetindışına çıkmadan gramı gramına uyguladıkları için, bir noktadan sonra yeme nöbetleri kaçınılmazolur. Bu kişilerde, kusmaya bağlı olarak mide yanması, reflü, sıvı kaybına bağlı sorunlar, idrar söktürücü ilaçlara bağlı olarak böbrek sorunları, kusmayı tetikledikleri için el üzerinde diş izlerine rastlanabilir. Tabi ki tanı için bu belirtilerin hepsi bir arada bulunmak zorunda değildir, kişinin davranışları ve yaşadıkları mutlaka dinlenmelidir.

BINGE EATING (TIKANIRCASINA YEME SENDROMU)

Tıkanırcasına yeme sendromuna sahip kişilerde, dönem dönem yeme atakları gerçekleşir ve kişibu sırada adeta kendini kaybeder. Çok hızlı bir şekilde, bir süre sonra ne yediğinin bir önemi olmadan yer ve bazen çiğnemeden bile yutabilir. Aşırı doymasına rağmen, üst üste yemeye devam eder ve sonrasında rahatsızlık hisseder. Bulimia’dan farklı olarak, sonrasında aç kalma, kusma ya da aşırı egzersiz yapma gibi telafi etme durumları söz konusu değildir. Ve bunun da vermiş olduğu suçluluk duygusuyla, tekrar yeme atakları geçirebilir. Genellikle, yalnızken bu durum ortaya çıkar, ancak durum ilerledikçe kalabalık ortamlarda da kişi kendine engel olamayabilir.

Tıkanırcasına yeme sendromunda, öncelikle temelde yatan sorunu çözmek gerekir. Çünkü, bu yeme ataklarına genellikle yaşanan bir olay, üzüntü, sıkıntı, stres, yalnızlık ve can sıkıntısı gibi durumlar sebep olabilmektedir. Temelde yatan esas problemi çözmeden, yeme ataklarınıçözmek çok zordur.

ORTOREKSİYA NERVOZA (SAĞLIKLI BESLENME TAKINTISI)

Günümüzün popüler tanımlamalarından biridir. Ortoreksiya Nervoza’da, kişide zayıf olmaisteğinden çok, doğal ve sağlıklı beslenme takıntısı olmaktadır. Bu tür kişiler, genelde her şeyinen doğalını alma, pişirme, popüler besinleri ve beslenme trendlerini takip etme, beslenmeyle ilgili her türlü bilgiyi okuma ve araştırma, tüm besinlerin etiketlerini ve besin değerlerini okumadavranışları içinde olurlar. Neredeyse tüm besinlerin kalori değerlerini bilirler.

İlk bakıldığında, bu durum gayet normal ve sağlıklı gibi görünse de, zamanla “takıntı” haline gelerek, sosyal hayattan kendini soyutlama, her besine şüpheli yaklaşma, dışarıda hiçbir şeyyememe ve hatta kendini aç bırakmaya kadar gidebilir. Bu kişiler, her zaman ne yiyeceklerini,miktarlarıyla birlikte planlarlar ve sürekli olarak yanlarında taşıyabilirler. Daha da öteye giderek, etraftaki insanların beslenme davranışlarını eleştirme ve kontrol etmeye kadar gidebilir. Sadece beslenme sebebiyle, istediği yere gitmeme ve kişilerle görüşmeme davranışı sergileyebilirler.Yanlışlıkla ya da zorunlu şekilde, istemeden sağlıksız bir besin tükettiklerinde suçluluk ve aşırıüzüntü hali yaşarlar. Anoreksiya ve Bulimia’da kişiler yemeklerin miktarı ve kiloyla ilgilenirken,Ortoreksiya’da miktarlara ya da kiloya değil, besinin kalitesine yoğunlaşılır. Bu kişilerin genelde kilo problemleri yoktur. Tabi ki sağlıklı beslenmek, besinlerle ilgili araştırma yapmak, sağlıklıbesinleri almak ve pişirmek oldukça sağlıklıdır, ancak bu durum takıntı haline gelirse, kişiye hem psikolojik hem de fizyolojik olarak zarar vermeye başlayabilir, dikkatli olmak gerekir. Günümüzde, diyet ve sağlıklı beslenme paylaşımları arttıkça ve insanlar kendi yediklerini sosyal medyada paylaştıkça, kişilerde Ortoreksiya oluşma ihtimali artmıştır. Sosyal medyada gördüğümüz üzere, kişiler birbirlerinin yedikleri besinleri ve beslenme düzenini eleştirmekte ve“Onu yeme, bunu ye, bu daha sağlıklı” şeklinde yorumlar yapmaktadırlar. Öte yandan, insanlar tükettikleri “sağlıksız” besinleri paylaşım yapmayıp, sadece “sağlıklı” besleniyormuş imajıverdikleri için, bunları gören diğer insanlarda da mutsuzluk ve “herkes sağlıklı besleniyor, bensağlıksız besleniyorum” şeklinde bir umutsuzluk durumu yaşanabilmektedir. Sağlıklı beslenmek çok güzel ancak her şeyde olduğu gibi dozunda olmalı ve kişinin günlük hayatını ve ruhsal durumunu etikelememelidir.

Sağlıklı, dengeli ve mutlu bir yıl dilerim. Dyt.Özge Bezirci Dikici

Comments 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

giriş

Don't have an account?
kaydol

şifre sıfırla

Back to
giriş

kaydol

Back to
giriş
Tür Seç
Kişilik Testi
Kişiliğin hakkında sonuçlara varılan birkaç seri soru
Bilgi testi
Genel kültürü test edebileceğin bir seri soru
Hikaye
Resimli ve metinli içerikler
Liste
Klasik sıralı liste içeriği